DAUSSILA

Arşiv Mart 19th, 2008

AFFETMEK ve KIN TUTMAMAK

Yazan: Latif UNAL

AYIPLARI ORTMEK

Burada ayiplari ortmek, ahirettede ayiplarin ortulmesine vesiledir.

Ayip ayiptir, medyada butun bu ayiplari nesretmek daha buyuk bir ayiptir.

Gunah gunahtir, onunla insanlari ezmek daha buyuk bir gunahtir. 

KOTULUKLERE IYILIKLE KARSILIK VERMEK

Dusmanini maglub etmek istersen, feneligina iyilikle karsilik ver.

Eger fenalikla karsilik verirsen, dusmanligi daha da artar.

Yazı kategorisi: KISISEL GELISIM | Yorum Yok »

ANNEME MEKTUP

Yazan: Latif UNAL

Anneciğim, lütfen bu geç kalmış özür mektubumu kabul et.
Bu mektup, seni ahirete uğurladıktan sonra daha iyi anlayan, ama gec kalan bir oğulun vicdan muhasebesi.
Anneciğim, ne olur beni affet!
Seni, hayatta iken anlayamadım, bu düsünce şimdi beynimi kemiriyor.
Kıymetini bilemedim, içimde bir ukde halinde duruyor.
Anneciğim, şu an içinde yaşadığım dünya, senin yokluğunda bana bir garip geliyor.
Ya sen buraya ait değildin, ya sen gideli insanlar değisti, ya da ben herkeste seni arıyorum.
Anneciğim, birgün bana, “Oğlum, ömrüm arkandan su dökmekle geçti” demiştin! Haklisin!
Yıllarca sürahilere doldurduğun gözyaşlarını arkamdan döktün.
Acılarını şefkat dolu yüreğine gömdün,
Ve benim geleceğim adına gurbetler yaşadın.
Fakat yaşadığın bütün zorluklara rağmen, Rabbinin gücüne gidecek hiçbir şikayette bulunmadın.
İçten içe ağlasan da hep baskalarını güldürdün.
Ve şu fani dünyaya bir gün olsun bile önem vermedin.
Anneciğim, ben şehadet ederimki;
Rabbine saygında,
Efendiler Efendisine sevginde,
Eşine sadakatte,
Ve cocuklarına şefkatte asla kusur etmedin.
Haram nedir bilmedin, 
Kötülük asla  düşünmedin.
Dinine ve değerlerine cok saygı gösterdin.
O kadar ki; dini bilgi var diye kopmuş takvim yapraklarını bile yere atmaktan kaçındın.
Anneciğim, yine şehadet ederimki;
Gecelerin kandil geceleri, gündüzlerin üç aylar gibiydi.
Namazlarını Rabbinin huzurunda olduğunun bilinciyle kılar,
Teheccüdlerini hic aksatmaz,
Sabah namazlarından sonra asla yatmaz,
Bitmez tükenmez bir aşkla Kur’an okur,
Tesbihini bir dantela işler gibi çeker,
Ve sonra günlük işlerine başlardın.
Ve ben bütün samimiyetimle inanıyorum ki;
Devamlı okumaktan kenarları kıvrım kıvrım olmuş o Kur’an yaprakları,Ahirette sana şehadet edecektir.
Anneciğim, geçmişi hatırladıkça daha iyi anlıyorum ki;
Sen kalabalıklar icinde yalnız ve tamamen ahiret yörüngeli  bir insandın.
Şu an, is yapmaktan çatlamış ellerini,
Kırışmıs şakaklarını,
Nur gibi ayyüzünü,
Ve pamuk gibi saçlarını nasıl özlüyorum bilemezsin..
Tek tesellim, senin gibi bir ananın oğlu olmak.
Eger çok endişe ettiğim ahiret hesabını vermekte zorlanırsam;
Rabbime senin oğlun olduğumu söylememe lutfen izin ver.
Çünku, Efendimizin şefaatiyle birlikte,
Rabbimin sana lutfedeceğini umduğum naz makamına güveniyorum.
Anneciğim, ne olur beni affet,
Bana, aileme, tüm sevdiklerimize ve sevenlerimize şefaatçi ol.
Kendi güzel, gönlü güzel, asil annem benim.
Bunu tüm kalbimle senden istiyor,
Senin şahsında kıymeti bilinmeyen tüm annelerden özür diliyorum.

Latif UNAL / 28 Ekim 1998

Yazı kategorisi: DENEMELER | Yorum Yok »

KISA KISA

Yazan: Latif UNAL

1-Kendinden vazgecmek kolay degildir.Ama onemli olan, ne ugruna kendinden vazgectigindir.
2-Hic kimse bana acidan sozetmesin, hanginiz onu benim kadar iyi bilebilirki!
3-Ogrendik ki; bize nefes veren icin yasamak lazim.
4-Sirtini duvardan baska bir yere, asla verme.
5--Bir kere birisine,seni satmasina izin verirsen, artik devamli satilmayi goze almalisin.
6-Neyi yaptiklarini bilipte, niye yaptiklarini bilmeden, kimseyi iyi ya da kotu diye ayirmayin.
7-Iyilik yapandan suphe duymayin, kotuluk yapandan da meded ummayin. 
8-Herseyin sonunu dusunen, asla kahraman olamaz.
9-Korkusuz insanlar, hep can evinden yara almislardir.
10-Sabretmek, mucadeleden vazgecmek degildir, mucadeleye azmetmek demektir.
11-Gucun kibrinden, gucsuzlugun aczinden rabbime siginirim.
12-Analik, baktigin her yerde evladini gormektir. 
13-Cocuk buyutmek, dogurmaktan daha sancilidir.
14-Olen, bir sekilde kurtuluyor, Allah geride kalanlara yardim etsin.
15-Emperyal devlet, butun dengelere karsi, denge olusturabilen devlettir.
16-Ruzgar ne kadar sert eserse essin, kayadan alip goturecegi sey sadece tozdur.
17-Kurt yavrusu da sutle beslenir, ama bir yastan sonra parcalamazsa; yasayamaz.
18-Bu hayattan bekledigim, sadece arkama bakmadan yurumektir.
19-Butun gelmeler gitmek icin, butun gitmelerde gelmek icindir.
20-Kacanin anasi aglamaz. Cunku kadinda aglayacak hal kalmaz.

Yazı kategorisi: VADI CICEKLERI | Yorum Yok »

CILESI OLMAYAN GEMILER

Yazan: Latif UNAL

Bir hikaye okumustum, yazar gemileri anlatiyordu..
Arkasinda kabara kabara tasan kopukler sacan sut beyaz gemileri..
Endamiyla, serenleriyle, dalgalanan bayragiyla o gemilere nasil hayran kaldigimizi anlatiyordu.
“Gemide olmak degil, gemi olmak gecer insanin yureginden” diyordu..
Ama birden girsek o geminin kazan dairesine..55 derece sicakta  yanan bir ocak..
Sira sira mazot ve hava regulatorleri,
Yari beline kadar ter icinde ciplak carkcilar.
Dik basamaklar.
Ve keskin makine kokusu.
Ne deniz, ne kopuk ve ne gokyuzu.
Iste oradadir o uzaktan uzaga hayran kaldigimiz geminin hayati.
Evet!
Herkesin disaridan begendigi o gemilerin  icinde ne cileler vardir.
O cileler yuzdurur  o koskocaman gemileri.
Ve cilesi olmayan, gemiler, ne kadar suslu olsalar da yuzemezler..!

Kissadan Hisse:
Eger hayatta zorlu hedeflere yelken actiysaniz sayet:
Bu yol uzundur, dalgasi coktur, derin sular var.

Yazı kategorisi: HAYATIN ICINDEN | Yorum Yok »

YALNIZLIGA ALISMALI

Yazan: Latif UNAL

Bavulları hep toplu durmalı insanın…
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı…
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli…
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı…
Yalnızlığa alışmalı…
Çünkü “omuz omuza” günlerin vakti geçti.
Dayanışma, günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık…
Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.
İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa…
Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı…
Güvendiğimiz dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı…
Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başımizi dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli…
Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı…
“Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşilmıssa yalnızlık olmaz” dizeleriyle başlamalı güne…
Telesekretere “şu anda size cevap verebilecek kim­se yok” mesaji birakmali.
Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı…
Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
Haklılığın onuru yaşatır insanı…
Susmanın utancı öldürür.
Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı…
Kendisiyle he­saplaşmaya çalışmalı…
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı…
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli…
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli…
Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı…
Yollarla barışmalı…
Ve yalnızlığa alışmalı…
 

CAN DUNDAR / 30 Nisan 1995

Yazı kategorisi: HAYATIN ICINDEN | Yorum Yok »

KAVANOZ ve IKI FINCAN KAHVE

Yazan: Latif UNAL

Ne zaman hayatınizda bazı şeyler taşınamaz hale gelirse.
Ne zaman 24 saat  kısa gelmeye başlarsa. 
O zaman buyukce bir  kavanozu ve 2 fincan kahveyi hatırlayınız!
Bir gün bir profesör, masasının üzerinde birkaç kutu olduğu halde felsefe dersindedir.
Ders başladığında hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir kavanoz alır ve içerisini tenis topları ile doldurur.
Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar,
Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler.
Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak,  tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur.
Ve öğrencilere tekrar  kavanozun dolup dolmadığını sorar.
Onlar da  “evet” doldu derler.
Tekrar profesör masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker.
Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının  aralarındaki boşlukları doldurur.
Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar.
Öğrenciler de koro halinde “evet” derler.
Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında kalan boşlukları  doldurur.
 
Öğrenciler gülerler!
Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek “eveet, ben bu kavanozun sizin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım” der ve devam eder.
Bu tenis topları hayatınızdaki sizin icin önemli olan herşeydir; yani ibadetleriniz, aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız gibi.
Şayet diğer şeyleri kaybetseniz bile, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.
O çakıl taşları ise isiniz-eviniz-arabaniz  gibi daha az önemli olan diğer şeylerdir.
Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.
“Şayet kavanoza önce kum doldurursanız…” diye, anlatmaya devam eder, “çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer  kalmaz.
Iste aynı şey hayatımız için de geçerli.
Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek seylere harcar, israf ederseniz; onemli seyler icin vaktiniz kalmayacaktir.
Dikkatinizi mutlulugunuz icin onem arzeden seylere cevirin.
Sihhatinize dikkat edin.
Esinizle yemege cikin.
Cocuklarinizla oynayin.
Evinizin ihtiyaclarini karsilayin.
Yani oncelikleri siralamayi bilin ve oncelikle tenis toplarini kavanoza yerlestirin.
Gerisi hep cakil ve kumdur.
Bu arada bir ogrenci parmagini kaldirir ve sorar:
Peki hocam, o iki fincan kahve nedir?
Profesor gulerek “bu soruyu sormaniza sevindim” der ve devam eder:
“Hayatiniz ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarinizla bir fincan kahve icecek kadar vaktiniz olsun”

Yazı kategorisi: HAYATIN ICINDEN | Yorum Yok »

TIKANIP KALDIGINDA HAYAT

Yazan: Latif UNAL

Bir yerlerde tikanip kaldiginda hayat,
Soluk almak güçlestiginde,
Yüregin susup,mantigin sürüklemeye basladiginda ayaklarini,
Daglara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar,yeni yollar seçmeli yüregini  ferahlatacak.
Yeni insanlarla ‘tanismali, yeni kesifler  yapacak….
Hep isteyip de, bir gün yaparim diye erteledigi ne varsa,
Gerçeklestirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün  daha yaklastigini;
Zamanin bir nehir, kendisinin bir sal oldugunu,
Ve O  dursa da yolculugun  devam ettigini  anlamali.
Bas döndürücü bir hizla  geçiyorsa birbirinin ayni  günler,
Her aksam ayni can sikintisiyla eve  giriyorsa;
Degistirmeye çalismali bir seyleri.
Yüregine  takmali günes  gözlüklerini;
Ve gördügünü hissedebilmeli!
Sagligini kaybedip, ölümle yüz  yüze gelmeden önce,
Degerli olabilmeli hayat!
Illa büyük  acilar çekmemeli,
Küçük mutluluklari  fark etmek için!
Baskasinin  yerine koyabilmeli kendini;
Ve aglayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin  bir soluk alip, hapsetmeli kokusunu içine..
Günesin dogusunu  seyretmeli arada bir,
Ve seher yeli  oksamali saçlarini…
Bir çocugun ilk adimlarinda umudu;
Bir  gencin  düslerinde gelecegi;
Ve bir yaslinin hatiralarinda
Geçmisi  görebilmeli!

CAN DUNDAR

Yazı kategorisi: HAYATIN ICINDEN | Yorum Yok »

MUSALLA TASI

Yazan: Latif UNAL

Bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı…
Hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod vardı içinde..
Deniyordu ki; “arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika zaman ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün”…
Cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım…
Ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum…
Ama ” kendi ölümümüzü ve cenazemizi ” düşünmemiz tavsiye ediliyordu…

Tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an…
Ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim…
Diyordu ki; ” bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız…
Ozellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın…

O andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün…
Dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın…
Bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz…
Orada, o musalla taşında düşünün kendinizi…
Seyredin şu an çevrenizde olanların yüz ifadelerini…
Akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin…
Kitaba devam etmeden bıraktım kenara ve gözlerimi kapatıp aynen düşünmeye başladım…
Eşimi, oğlumu, annemi, babamı, kardeşlerimi ve diğer tüm çevremi oturttum tek tek kendi
cenaze törenimdeki yerlerine…
Birer birer yerleştirdim tabutumun çevresine hepsini…

Hayatımda çok nadir bu kadar canım yanmıştı…
Görüyordum işte “babaaaa…” diye ağlayan biricik oğlumu…
Eşim kucağında “ağlayan emanetimle” ayakta durmaya çalışıyordu perperişan…
Koca çınar babacığım, belli belirsiz dualar okuyordu, o gözümden hala gitmeyen vakur duruşuyla…
Annem, ciğerinden bir parça canlı canlı koparılmış gibi hem içine hem dışına akıtıyordu gözyaşlarını…
Kardeşlerim, akrabalarım “çok erken gitti, doyamadı oğluna..”diyordu acıyan ses tonlarıyla…
Ve dostlarım…Onlar da şaşkındı… Bazısı “daha dün birlikteydik, nasıl olur..” diyordu…
Bunları seyredip onlara “hayır ölmedim, burdayım..” demek istedim hayal olduğunu unutup…
Kitabı okumaya ne gücüm kalmıştı, ne de isteğim….
Almam gereken dersi ve mesajı almıştım…
Şimdi ne kitabın adını ve ne de yazarı hatırliyorum…

Biraz kendime geldikten sonra devam ettim hayatımın en zor hayaline…
Sırada çevremdekilerin ölümümün akabinde neler söyleyecekleri vardı…
Usulen ve nezaketen söylenenlerin dışında…
Onlarda bıraktığım izleri, yaşananları ve yaşanamayanları elden geçirerek ben konuşturacaktım hayalimde…
İçlerini okuyacaktım, senaryo bana ait olarak…
Canım oğlumun söyleyecek çok şeyi yoktu…
Özleyecekti, yokluğumu hissedecekti.. ağlayacaktı aklına geldikçe…
Belki ölümün ne anlama geldiğini hissedecek yaşa gelinceye kadar sıradan
bir üzüntünün ötesine geçmeyecekti duyguları…
Ama hayal bu ya, 18-20 yaşına getirdim iki saniyede oğlumu…
Ve soyle diyordu:
“Hayal - meyal hatırlıyorum be babacigim seni…
Keşke şimdi yaşıyor olsaydın.
Bak mezuniyet törenimde babasız olacagim…
Askere giderken kimin elini öpeceğim simdi senin yerine…”

Sevgili eşim…
Nasıl dayanır bensizliğe ?…
O ki, benim için herşeyini feda edip koşmuştu bana…
Hayatının tek adamı şimdi toprak olacaktı…
Bir daha hevesle açamayacaktı çalan kapıyı…
Ve her gelen gece bensizliğini haykıracaktı yüzüne…
Her sabah da bensiz başlayacaktı koca gün…
Tek cümlesi takıldı o an içime;
“Hani beraber ölecektik ?…”

Babam-annem, o bugüne kadar evlat olarak mutlu edecek hiçbir şey yapamamanın acısıyla kahrolduğum güzel insanlar…
Helaldi şüphesiz hakları…
Bilerek hiç kırmamıştım onları…
Üzerine titredikleri evlatları onlardan önce göçmüştü işte ve onlarin dualarına muhtaçtım….

Kaç anne ve babanın çekebileceği bir acıdır ki evladının cenazesinde bulunmak…
Diğerlerine geçmiyorum…
Cunki bu yazıyı şu an yazıp sizlerle paylaştığıma göre artik “diğerlerine” sizler de dahilsiniz…

Yaziyi okuduktan sonra anladimki; yazarın amacı “Yaşamanın ve hala nefes alıyor almanın kıymetini ” göstermekti…
Benim de öyle…
Lafı çok uzattım farkındayım…
Ama hayat dediğimiz çözümü zor süreç iki satırla özetlenemeyecek kadar cok girintili çıkıntılı…
Ben o gün kurduğum o hayalle, canımın tüm yanmasına rağmen YENİDEN DOĞDUM…
Bilgisayar diliyle “format attım hayatıma”…
Sahip olduklarımın farkına vardım ve hala nefes alıyor olduğum için şükrettim…
Gözlerimi açtığım anda o kötü ve acı sahne bitmiş, oyun perde demişti…
Peki ya hayal değil de gerçek olsaydı ve perde bir daha açılmamak üzere kapansaydı…
İşte bu final bu yazıyı buraya kadar dinlemenize değmiş olmalı…
Ama devamını getirirseniz ve sadece dinleyerek bırakmazsaniz daha degerli olur…

LÜTFEN ARADA BİR, HAYATINIZI GÖZDEN GEÇİRİN…
Cunki olümün kime ve ne zaman geleceğini Yüce Allah’ tan başka bilen yok…
İşte bu yüzden hazır yaşıyorken ve nefes alıyorken yapabileceklerinizi yapın, ertelemeyin…
Bilerek - bilmeyerek kırdığınız kalpleri tamir edin…
Sizi sevenlere ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırın…
Sevginizi ve verdiğiniz değeri haykırın onlara iş işten geçmeden…
Ve en önemlisi;
VERDİĞİ -VERMEDİĞİ, ALDIĞI - ALMADIĞI HERŞEY İÇİN, TEKRAR TEKRAR ŞÜKREDİN YÜCELER YÜCESİ YARADAN’A

CAN DUNDAR

Yazı kategorisi: HAYATIN ICINDEN | Yorum Yok »

YÜZ ŞEKLİNE GÖRE KİŞİLİK

Yazan: Latif UNAL

Insanda ilk göze çarpan şey yüzdür. Ruhun güzelliği yüze de yansır ve aslında sizin kişiliğinizi, nasıl biri olduğunuzu da anlatır.
Yüzden karakter tahlili son dönemin popüler işlerinden. 
YÜZÜNÜZDE NE NEDİR?
ALIN
Geniş: Entelektüel, hayal gücü kuvvetli
Dar: Çok dikkatli, dakik, rakamlarla arası iyi
Dik: Bağımsız Bombeli: İnisiyatif sahibi, uyumlu
Açık: Sosyal, paylaşımcı
 

KAŞ
Aşağı doğru: Centilmen, sahiplenici, ciddi ilişkiler yaşayan
Kalkık: Dinamik, hırslı, kolay sinirlenen
Çalı gibi: Güçlü kişilik, başarılı
Uzun: Güçlü, dirençli İnce: Esnek, başarılı, kolay pes eden
Birleşik: Dengesiz, maceracı
Kısa: Duygusal, aktif Düz: İyimser, dünyayla barışık
Geniş: Ufku geniş, güvensiz, hassas
 

DUDAKLAR
Geniş ve düşük: Cömert
Kısa ve kalkık: Gururlu
Kalın ve kalkık: Ağzı kalabalık
İnce ve düşük: Öz konuşan
 

BURUN
Geniş: Kendine güveni tam
Dar: Kontrolcü
Geniş ve düz: Sosyal ama kararsız
Dışa doğru: Lider ruhlu, idare etmeyi seven ve temsilci ruhlu
İçe doğru: Yardımlaşmayı seven, girişken
Geniş: İyi bir lider
Dolgun: Güçlü, inatçı, cömert ve sabırsız
 

ÇENE
Geniş: Otoriter
Dar: Yumuşak başlı
Gamzeli: İnatçı Köşeli: Kolay
 

GÖZ
Çukur: Ciddi, gizemli
Burna yakın: Konsantrasyonu kuvvetli, titiz, kararlı
Büyük: Açık, kibar, sözüne güvenilir
Küçük: Odaklanmış, özel
Patlak: Hevesli ve meraklı
 

Bugün/11 Ocak 2008

Yazı kategorisi: GENEL KULTUR | Yorum Yok »

DIS POLITIKA FARKI

Yazan: Latif UNAL

Bir Disisleri Bakanimiz, Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturunca, bürokratları çağırmış ve “Bana, ülkelerin dış politika anlayışları hakkında bir rapor hazırlayın” demiş.
Iki gün sonra bir dosya getirmişler önüne. Bakmış, içinde tek bir yaprak ve üzerinde 10-15 satır yazı.
Şaşırmış önce ve “Bu ne?” der gibi dudaklarını büzmüş, sonra okumuş.
Rapor’da soyle yaziyormus:

“BELCIKA’nin Bruksel şehrinde,farklı ülkelerden gelen bir turist grubu, bir dinlenme yerine giderek buz gibi kola ısmarlamışlar.
Kolalar gelince bardaklarında birer karasinek olduğunu fark etmişler.

İNGİLİZ, başka bir bardakta yeni bir kola istemiş.
İSVEÇLİ,aynı bardakta yeni bir kola istemiş.
FİNLANDİYALI,sineği bardaktan çıkardıktan sonra kolayı içmiş.
RUS, kolayı sinekle birlikte içmiş.
ÇİNLİ,sineği yemiş, kolayı içmemiş.
YAHUDİ, sineği yakalayıp Çinli’ye satmış.
JAPON, değerlendirilmek üzere, sineği Tokyo’ya göndermiş.
YUNANLI, kolanın yarısını içtikten sonra itiraz ederek yeni bir kola istemiş.
NORVEÇLİ, kolayı içtikten sonra bardaktaki sineği balık yemi olarak kullanmış.
İRLANDALI, sineği ezip kolayla karıştırmış ve İngiliz’e içirmiş.
AMERİKALI, 5 milyon dolarlık tazminat davası açmış.
BELCIKA hükümeti, özür dileyerek, 10 milyon dolar tazminat ödemiş.”
Bakan, bıyık altından gülerek, rapordan hoşlandığını belirtmiş ve “İyi, güzel de, bu turist grubunun içinde bizden biri yok muymuş?” diye sormadan edememiş.
“Varmış efendim” diye cevaplandırmıs burokratlar.
Bakan devam etmiş, “Peki, o zaman, O ne yapmış?”
Bürokratlar birbirinin yüzlerine bakmışlar. İçlerinde en tecrübeli olanı, bir adım öne çıkıp,
“TÜRK tarafi olarak olayı şiddetle kiniyor ve gelismeleri cok yakinda takip ediyoruz” demisler efendim .

Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »