ZAMAN HIRSIZLARI
Yazan: Latif UNAL
Goethe “Akılsızlar hırsızların en zararlılarıdır: Zamanınızı ve neşenizi çalarlar” diyor.
Goethe’nin de dile getirdiği gibi iş yaşamında zamanımızı verimsiz kullanmamıza yol açan kişiler çoğu zaman beklenen tepkiyi almıyorlar.
Oysa zaman biriktirilemeyen, ödünç verilemeyen, borç alınamayan tek değer, üstelik fiyatı da oldukça yüksek…
Ölçülmesi son derece kolay olan bu kavram, onun önemini ve değerini belirlemeye gelince oldukça zorlayıcı olabiliyor. Zamani gelin birlikte değerlendirelim ve su sorulari soralim:
- Sınıfta kalmış bir öğrenciye 1 yılın değerini sorun…
- Tezkere almaya gün sayan bir askere 1 ayın değerini sorun…
- Bebek bekleyen müstakbel anneye 1 haftanın değerini sorun…
- Günlük bir gazetenin editörüne 24 saatin değerini sorun…
- Üniversite giriş sınavındaki bir öğrenciye 1 saatin değerini sorun…
- İş görüşmesine geç kalan yeni mezuna 30 dakikanın değerini sorun…
- 90. dakikada gol yiyen bir kaleciye 1 dakikanın değerini sorun…
Herkes için eşit uzunlukta olan bu zaman birimleri her durum ve koşulda farklı önem ve değerler taşıyorlar.
Her sabah uyandığımızda hepimizin hesabına 86,400 adet altın [ 24 saat icindeki saniyeler] yatırılıyor.
Bu altınları istediğimiz gibi harcamak bizim elimizde, ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, kullanamadığımızda saklamak, borç vermek gibi bir lüksümüz yok.
Harcamak, ancak anlamlı biçimde harcamak zorundayız.
Genelde bize her sabah teslim edilen bu “değer”i kullanırken bizim dışımızda kalanların, bize ait bu varlığa karşı duyarsız davrandıklarından şikâyet ederiz.
Gereksiz yere çalan telefonlar, sizi ilgilendirmeyen konularda aldığınız e-posta mesajları, odanızın kapısından “Çok kısa !” diye kafasını uzatıp saatlerinizi alan sorumsuzların soru ve sorunları, sizi ilgilendirmeyen konularda davet edildiğiniz toplantılar gibi pek çok zaman hırsızı var günümüzde…
Bu konuda yapabileceğimiz şeyler oldukça sınırlı ne yazık ki…
Tüm çalan telefonları açmamak, e-postalara bakmamak, odanızın kapısıni içerden kilitlemek ne yazık ki pek gerçekçi olmayan çözümler…
Önerimiz soruna diğer taraftan yaklaşmak…
Yani “Ben Ne Yapabilirim ?” sorusu ile harekete geçmek ve parmağı önce kendimize çevirmek…
Öncelikle birey olarak kendimiz için acil ve önemli ayırımını yapmamız gerekiyor.
Bu ayırımı yaptıktan sonra rahatlıkla önemli olmayan işlerden kaçmamız gerektiğini söyleyebiliriz.
Bunların bir kısmı acil olup bir kısmı acil olmayabilir.
Acil olmayan bir iş önemli de değilse bu tam bir israf kaynağıdır. Bunlardan dikkatle kaçınmalı ve korunmalıyız.
1-Önemli olmayan işler bazen acil olabilir. Bu bölge dikkat edilmesi gereken yanıltma bölgesidir.
Acil işler bizde “önemli” yanılsamasına yol açabilir ve onlara hak etmedikleri bir önem atfederiz.
Genellikle de bunlar başkaları için önemli işlerdir. Eğer hataya düşersek bunlar kolayca kriz bölgesine kayabilir.
2-Oysa kriz bölgesi, bizim için acil ve önemli işler bölgesidir ki çok iyi yönetilmeleri gerekir.
Kriz bölgesindeki işlerin adet alarak çoğalması ise bizim için hiç arzu edilmeyen bir ortam yaratır, kısa sürede tükenmeye yol açabilir.
Kriz bölgesindeki işler belirli dönemlerde artar, belirli dönemlerde azalır. Bu bölgedeki işleri kolay kolay kolay sıfırlayamayız.
3-Zamanımızı yönetmede belki en önemli bölge, liderlik bölgesidir.
Bu bölgenin etkinliği bireysel vizyon ve değerlerimizin varlığı ve kalitesi ile ilintilidir.
Bizi yaşama bağlayan, yaptığımız işe anlam katan temel değerlerimiz kişişel vizyonumuzu belirlemede önemli rol oynar.
İş hayatında, özel hayatta ve sosyal yaşamda varmak istediğimiz yer ise vizyonumuz başka deyişle hayalimizdir.
Bu hayale ulaşırken değerlerimiz bize yol gösterir, yanlış yollara sapmaktan alıkoyar.
Günlük koşuşmaların içinde, zaman zaman vizyonumuzu ihmal ettiğimiz hatta ondan uzaklaştığımız olur.
İşte o zaman biz işi ve zamanı yönetmekten uzaklaşır, iş ve zaman bizi yönetmeye başlar.
Sinan YASUN - Eğitim Program Yöneticisi
Goethe’nin de dile getirdiği gibi iş yaşamında zamanımızı verimsiz kullanmamıza yol açan kişiler çoğu zaman beklenen tepkiyi almıyorlar.
Oysa zaman biriktirilemeyen, ödünç verilemeyen, borç alınamayan tek değer, üstelik fiyatı da oldukça yüksek…
Ölçülmesi son derece kolay olan bu kavram, onun önemini ve değerini belirlemeye gelince oldukça zorlayıcı olabiliyor. Zamani gelin birlikte değerlendirelim ve su sorulari soralim:
- Sınıfta kalmış bir öğrenciye 1 yılın değerini sorun…
- Tezkere almaya gün sayan bir askere 1 ayın değerini sorun…
- Bebek bekleyen müstakbel anneye 1 haftanın değerini sorun…
- Günlük bir gazetenin editörüne 24 saatin değerini sorun…
- Üniversite giriş sınavındaki bir öğrenciye 1 saatin değerini sorun…
- İş görüşmesine geç kalan yeni mezuna 30 dakikanın değerini sorun…
- 90. dakikada gol yiyen bir kaleciye 1 dakikanın değerini sorun…
Herkes için eşit uzunlukta olan bu zaman birimleri her durum ve koşulda farklı önem ve değerler taşıyorlar.
Her sabah uyandığımızda hepimizin hesabına 86,400 adet altın [ 24 saat icindeki saniyeler] yatırılıyor.
Bu altınları istediğimiz gibi harcamak bizim elimizde, ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, kullanamadığımızda saklamak, borç vermek gibi bir lüksümüz yok.
Harcamak, ancak anlamlı biçimde harcamak zorundayız.
Genelde bize her sabah teslim edilen bu “değer”i kullanırken bizim dışımızda kalanların, bize ait bu varlığa karşı duyarsız davrandıklarından şikâyet ederiz.
Gereksiz yere çalan telefonlar, sizi ilgilendirmeyen konularda aldığınız e-posta mesajları, odanızın kapısından “Çok kısa !” diye kafasını uzatıp saatlerinizi alan sorumsuzların soru ve sorunları, sizi ilgilendirmeyen konularda davet edildiğiniz toplantılar gibi pek çok zaman hırsızı var günümüzde…
Bu konuda yapabileceğimiz şeyler oldukça sınırlı ne yazık ki…
Tüm çalan telefonları açmamak, e-postalara bakmamak, odanızın kapısıni içerden kilitlemek ne yazık ki pek gerçekçi olmayan çözümler…
Önerimiz soruna diğer taraftan yaklaşmak…
Yani “Ben Ne Yapabilirim ?” sorusu ile harekete geçmek ve parmağı önce kendimize çevirmek…
Öncelikle birey olarak kendimiz için acil ve önemli ayırımını yapmamız gerekiyor.
Bu ayırımı yaptıktan sonra rahatlıkla önemli olmayan işlerden kaçmamız gerektiğini söyleyebiliriz.
Bunların bir kısmı acil olup bir kısmı acil olmayabilir.
Acil olmayan bir iş önemli de değilse bu tam bir israf kaynağıdır. Bunlardan dikkatle kaçınmalı ve korunmalıyız.
1-Önemli olmayan işler bazen acil olabilir. Bu bölge dikkat edilmesi gereken yanıltma bölgesidir.
Acil işler bizde “önemli” yanılsamasına yol açabilir ve onlara hak etmedikleri bir önem atfederiz.
Genellikle de bunlar başkaları için önemli işlerdir. Eğer hataya düşersek bunlar kolayca kriz bölgesine kayabilir.
2-Oysa kriz bölgesi, bizim için acil ve önemli işler bölgesidir ki çok iyi yönetilmeleri gerekir.
Kriz bölgesindeki işlerin adet alarak çoğalması ise bizim için hiç arzu edilmeyen bir ortam yaratır, kısa sürede tükenmeye yol açabilir.
Kriz bölgesindeki işler belirli dönemlerde artar, belirli dönemlerde azalır. Bu bölgedeki işleri kolay kolay kolay sıfırlayamayız.
3-Zamanımızı yönetmede belki en önemli bölge, liderlik bölgesidir.
Bu bölgenin etkinliği bireysel vizyon ve değerlerimizin varlığı ve kalitesi ile ilintilidir.
Bizi yaşama bağlayan, yaptığımız işe anlam katan temel değerlerimiz kişişel vizyonumuzu belirlemede önemli rol oynar.
İş hayatında, özel hayatta ve sosyal yaşamda varmak istediğimiz yer ise vizyonumuz başka deyişle hayalimizdir.
Bu hayale ulaşırken değerlerimiz bize yol gösterir, yanlış yollara sapmaktan alıkoyar.
Günlük koşuşmaların içinde, zaman zaman vizyonumuzu ihmal ettiğimiz hatta ondan uzaklaştığımız olur.
İşte o zaman biz işi ve zamanı yönetmekten uzaklaşır, iş ve zaman bizi yönetmeye başlar.
Sinan YASUN - Eğitim Program Yöneticisi