DAUSSILA

Arşiv Nisan, 2008

AMIGO ve TARAFTAR

Yazan: Latif UNAL

Takımınının kazanması için taraftarları coşturmaya çalışan, ama sırtı futbol sahasına dönük olduğu icinde maçı seyredemeyen amigoya sordum:
Taraftarları coştururken arkan sahaya dönük oluyor, maçı hiç seyredemiyorsun?
Bana şu cevabı verdi:
O kadarı bana yetiyor. Taraftarları zafere inandırmak bana yetiyor.
Cünkü inançtan yoksun taraftar, takıma kazanacağı maçı da kaybettirir. 

Paulo CHELCO

Yazı kategorisi: SOZUN OZU | Yorum Yok »

AHLAK ve EVRENSEL DEGERLER

Yazan: Latif UNAL

Iki turlu dusunce tarzi vardir: Delilli ve Sezgili.

Delilli dusunce sahibi, hareket tarzini  hayati ihtiyaclari cercevesinde sinirlandirarak kendi ferdiligi icinde hapsolur ve evrenselligini kaybeder.

Bu tarz dusunen bir zekada, ahlaki hayatla ruhi hayat birbirinden ayrilmaya baslar.

Buna gore, “alim, milliyetci, namuslu adam” diye tanimlanan kimseler; evrensel ahlaka bagli olan ahlakli kimselerden ayrilmis olurlar.

Bilim, vatan, ve devletin selameti gibi kavramlarin hepside, ahlaki bakimdan ayni derecede iyilik ve kotuluge yol acabilir.

Ornegin: Alimin bulusu insanliga kotuluk getirebilir,

Vatan aski baska milletten ve ulkeden olanlara kin dogmasina sebeb olabilir,

Namuslu adam mevcut duzeni korumakla iftihar ederken, aslinda kendi menfaatleri  icin insanligin bir kismini kendine dusman olarak secenler tarafindan kurulmus bir duzene hizmet etmis olabilir.
Dolayisiyle evrensel duzene dogru gidisi durduran tum engeller, insani esir alan degisik tuzaklardir.
Bu engellere esir olan insan, sahsi ve toplumsal hayatta mevcut duzeni takip etmeye ve korumaya mecbur kalir.
Halbuki evrensel duzenin disinda gercek ahlaklilik yoktur.
Insanin ahlakli olmasi da, davranislarini evrensel olcuye vurmakla olur.

Ve Ahlaki hareket de, evrensel degerlere kavusma yolunda, mevcut esareti asma  ve evrensel degerleri arastirma cabasidir.

Nureddin TOPCU

Yazı kategorisi: INANC-IBADET-AHLAK | Yorum Yok »

MUSIKI MAKAMLARI ve ETKILERI

Yazan: Latif UNAL

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Işık,
Tuna Valsi, 5. Senfoni ve Tatlıses’in bazı türkülerinin sara nöbetini tetiklediğinin belirlendiğini, bunun nedeninin tam olarak bilinmediğini bildirdi.
Işte Prof. Işık’ın açıklamaları:
Müzik, türüne göre gevşeme, hatta sakinleştirici etkide bulunabilir.
Müzik, iletişim kurma ve uğraşı tedavisinde, bunama olan kişilerde de kişiyi dış dünyaya bağlayan bir aracı olarak kullanılabilir.
Türk Müziği’ndeki,
Hicaz makamı “alçak gönüllülük” verici,
Rast ve mahur makamı “neşe ve huzur” verici,
Hüseyni makamı “sükunet ve rahatlık” verici,
Saba makamı “cesaret ve kuvvet” verici,
Uşşak makamı “gülme duygusu” verici,
Acemaşiran makamı ise “gevşeme” vericidir.
Müzikle terapi, tedavi girişimleri sınırlı olan psikiyatrik hastalıklarda yardımcı bir tedavi yaklaşımı olarak ele alınabilir.
Ancak bunu tek başına iyileştirici bir yöntem olarak düşünmek doğru olmaz.

Aktifhaber/19 Aralik 06

Yazı kategorisi: GENEL KULTUR | Yorum Yok »

NEREDE?

Yazan: Latif UNAL

Genclikleriyle gururlanan guzel yuzlu gencler nerede?

Savas meydanlarinda zafer kazanan kumandanlar nerede?

Mukemmel sehirler kurup, etrafini surlarla ceviren krallar nerede?

Zaman onlarin hepsini yok etti.

Ve simdi onlar, mezarlarinin karanligindadirlar.


Hz.EBUBEKIR [ra]

Yazı kategorisi: INANC-IBADET-AHLAK | Yorum Yok »

HADISLERDEN-1

Yazan: Latif UNAL

-Bir kisideki en kotu huylar: Korkaklik ve Cimriliktir.
-Insanlarin kiymetini bilmedigi iki servet vardir: Saglik ve Zaman
-Dunyada bir garib yolcu ol ve kendini olmus gibi dusun!
-Gercek pehlivan baskalarini degil, kendi nefsini yenendir.
-Iyilik hazinelerinden biri, basa gelen felaketleri gizlemektir.
-Kendisine layik gordugunu sana layik gormeyenin dostlugunda hayir yoktur.

Hz.MUHAMMED [sav]

Yazı kategorisi: SOZUN OZU | Yorum Yok »

LAIK ve LAIKLIK

Yazan: Latif UNAL

Laik ve Laiklik, Bunlar Türkiye’nin başına çorap ören iki kelime.

Frenk armudu gibi;

Kimi tatlısına malzeme yapıyor, kimi de limonlu salatasına.

Latince’de “Laicus”, Yunanca da “Laikos” dan gelen,
“Lai” diye bir kelime var ve “avam” anlamına geliyor.
Kime göre avam?
Rahipler ve ruhban sınıfına göre.

“Lai” ya da günümüzdeki yazılışıyla “Lay”,  meslekten olmayana denir.

Batı’da bunu kullanırken “lay ministry”, yani “alaylı papazlık” anlamında kullanırlar.
Yani mektepli olmayan papazlık.

Bu durumda, Avrupa’dan gelen bu kelimeyi doğru kullanacaksak;

Laik olmak demek, “mektepsiz papazlık” tan yana olmak demektir.

Bunun bir anlamı yokmu?
Elbette var, başta Katolik olmak üzere Hıristiyan ülkelerde var.

Batı’da 1800’lu yıllara kadar ülkelerin yönetimi “mektepli papazlar” ın elindeydi.

Sadece yönetim değil, bütün mal varlıkları, köleler, maliye, hazine, ordu ne varsa.

Hal böyle olunca, Türkiye’de Laik olmak, eksantrik bir tercih olmuyormu?


Alev ALATLI

Yazı kategorisi: FIKIR MEYDANI | Yorum Yok »

SAG ve SOL

Yazan: Latif UNAL

Sağ ve sol..anladım ki; bu iki kelime,
aynı anlayışsızlığın, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir.
Camur, ama Batı’dan ithal edilmiş.

Fransız ihtilaliyle ortaya çıktılar.

Kralın sağında oturanlar sağcı, solundakiler solcu.

Sağla sol, Doğu’yla Batı gibi kaypak iki kavram.
Bu anlaşmasına imkan olmayan iki düşman arasında münzevi aydın hareketini nasıl ayarlayacak?

Cünkü bunlar hakikati kapamaya yarayan uydurmaca mefhumlardır.
Bilhassa sosyal sınıflara ayrılmamıs bir ülkede sağcı solcu ne demek?

Sağ okumuyor.
Sol diyalogdan kaçıyor, küskün.

Pamuk ipliğinden biraz daha sağlam tek bağ: düşünce birliği.
O da rüzgarın her an tehdid ettiği bir kandil.
Düşünce birliği, düşünen insanlar arasında olur.

Cemil MERIC

Yazı kategorisi: FIKIR MEYDANI | Yorum Yok »

BOSLUGA DUSEN SES

Yazan: Latif UNAL

Ufukta kaybolup giden, gemiler ve ümidim

Gülmüyor artik yüzüm, soldum, tukendim, eridim


Akrep ve yelkovan gibi, gündüzler ve geceler

O’nu benden gizliyor, şu kapanmış pencereler

 

Her gün ayrı bir azap ve her yer benim kafesim

Benden kalacak yarına, boşluğa düşen sesim


Latif UNAL / 28 Nisan 2008

Yazı kategorisi: SIIRLER | Yorum Yok »

TITREYEN DUYGULAR

Yazan: Latif UNAL

Bir dunya dusunuyorum, basindaki sihirli yumak cozulen

Bir dunya dusunuyorum, ilmik ilmik dantela gibi orulen

Ve o dunyayi gozluyorum, emareleri ufukta gorulen.

 

Bir dunya dusunuyorum, inancin elinde kuculen

Bir dunya dusunuyorum, uzeri nokta nokta cizilen

Ve o eli dusunuyorum, bir zamanlar masumca opulen

 

Bir yolculuk dusunuyorum, ruhunu hicretten alan

Bir emirdir bu diyorum, emredileni cole salan

Ve bir hayirdir diyorum, icinde hikmet saklanan

 

Gecen yillarima bakiyorum, baba maziyi hatirlatan

Cocuklugum bir yalan, gencligim koynumdaki yilan

Ve su gunlerim bana diyor, var birazda sen oyalan

 

Bir yerdemi yasiyorum ben dunyanin altinda kalan

Bir beden ve ruh dusunuyorum, heryerini dertler saran

Ve o kudsi siz, bir zaman gelecek yerin alti ustunden hayirli olan

 

Bir dudak dusunuyorum, semanin altindan open

Bir cift goz dusunuyorum, hep gozyasi doken

Ve bir hasret hissediyorum, yuregimi yerinden soken

 

Bir idrak ozluyorum icteki dunyami anlayan

Bir anlayis bekliyorum, hislerime tercuman olan

Ve o gonlu ariyorum, gonlumle rezonans olan

 

O sesi duymak istiyorum, bana kuvvet veren

Kutlu nefesi bekliyorum, ruhumu semaya erdiren

O selami ozluyorum, yalanina cubbe, gercegine can verdiren

 

Oyle bir dunyadayimki;sanki Mekke gibi cefali

Oyle bir dunya ozluyorumki; Medine gibi vefali

Oyle dostlar ariyorumki; olmasin gurur ve benlik

Ve oyle dostlarki rabbim, Sen ver bana esenlik

 

Sesimin titrekligime bakmayin can dostlarim

Titreyen duygularim ve urperende hislerimdir

Aglayan gozlerim degil, mahzun gonlumdur

Kuruyan dudaklarim degil, susamis kalbimdir

Ozleyen ozumdur, sitemkar sadece sozumdur

 

Latif UNAL / 1992

Yazı kategorisi: SIIRLER | Yorum Yok »

TEKRARLANAN TARIH

Yazan: Latif UNAL

Osmanli Padisahi III.Selim’in goreve getirdigi Seyhulislam Ataullah Efendi ve Sadaret Kaymakami [Mustesar] Kose Musa, kurulacak yeni ve modern orduyu [Nizam-i Cedid] istemedikleri halde, padisaha yaranmak icin istiyor gibi davraniyorlardi.
Bir taraftanda gizliden gizliye alternatif olarak ellerinde tuttuklari Sehzade Mustafa ile irtibatlarini devam ettiriyorlardi.
Diger taraftan Yeniceriler ise; Avrupai tarzda kurulacak modern yeni orduyu istemiyor, bu yeni orduyla birlikte eski pozisyonlarini kaybedeceklerinden ve bazi haklarinin kisitlanacagindan endise ediyorlardi.
I
s cevreleri de yeni ordunun finansmani icin konulan vergilerden dolayi III.Selim’e karsi cephe almislardi.
Padisah III. Selim ise; yenilikleri yurutecek ve olup bitenleri degerlendirebilecek nitelikli ve guclu bir kadroya sahip degildi.
Boyle bir ortamda Kose Musa, Bogazlardan sorumlu bakan Raif Mahmut Pasa’yi, Rumeli Kavagi’ndaki Yenicerilerin yeni orduya baglanmalarini ve yeni ordunun elbiselerini giymelerini teblig icin gorevlendirdi. [25 Mayis 1807]
Ama  diger taraftanda gizlice ve bir baskasiyla da yenicerilere ‘Yeni Ordunun elbiselerini giyerseniz dinden cikarsiniz, giymezseniz ordudan atilacaksiniz. Belki de olduruleceksiniz!” diye uyararak  ve bu kararinda Padisah tarafindan alindigina dair haber gondererek onlari Padisaha karsi kiskirtti.
Bu haberi alan Yeniceri’ler de “Biz bu elbiseleri giymek istemiyoruz” diyerek ayaklandilar, Raif Mahmut Pasa’yi oldurduler ve Kabakci Mustafa’yi da kendilerine Lider olarak sectiler.
Arkasindan Padisah III. Selim’e Nizam-i Cedid’i kaldirttilar ve daha sonra da Ataullah Efendi’den  fetva alarak onu tahttan indirdiler.
Simdi burada sorulmasi gereken sorular sunlar:
Bu olaylar size tanidik geliyormu  veya bu tip sahislari bir yerlerden taniyormusunuz?
Buraya kadar yazilanlar sadece gecmiste kalmis olaylar ve tarihten bir kesitmi?. 
Veya bu tur olaylar degisik versiyonlarla her donemde tekrar ediyormu? 
Iste bu sorularin cevabini bulmak icin, oncelikle yine bazi sorularla o gunku olaylarla gunumuzun bir karsilastirmasini yapalim.
1-Padisahin en yakininda gorev yaptigi halde el altindan ona ihanet eden ve saray disi cevrelerle irtibat halinde olan Kose Musa’lar gibi; bugunde el altindan bir kisim cevreleri fitneleyen ve gizli irtibatlar kuran siyasiler varmidir?.
2-Yeniliklere karsi cikan ve engellemek icin fetva veren  o gunun Seyhulislamlari gibi,  bugunde hukuk disi isler yapan, hukuk disi islere goz yuman  ve siyasi pozisyon alan hukukcular varmidir?.
3-Menfaatlerimiz elden gidecek endisesiyle Sarayin yaptigi herseye isyan eden ve her turlu provakasyona acik Yeniceriler gibi, bugunde ayni sekilde devamli sokaklara dokulen  burokratlar, akademisyenler, isciler, memurlar ve her turlu devlet gorevlisi varmidir?
4-Olaganustu durumlar icin kenarda yedek olarak bekleyen veya bekletilen Sehzade Mustafa’lar gibi, bugunde olaganustu hallerden meded uman ve hic secim kazanamayan basarisiz siyasetciler varmidir?
5-Ulkenin ilerlemesi icin gerekli yenilik ve gelismelerden ziyade kendi verecekleri vergileri dusunen ve sirf bunun icin Padidah’a muhalefet eden o gunun is cevreleri gibi, bugunde devletle olan butun munasebetlerini sirf kendi cikarlari cercevesinde yuruten is cevreleri varmidir?
Eger ”vardir” diyorsaniz; o zaman butun bu davranislari bugun sergileyen ve devletin zaaflarindan istifade etmeye calisanlar kimlerdir diye sormak ve dusunmek gerekir.
Evet! Onlar, her firsatta gecmisi kotuleyip ”Padisahlik gitti, Cumhuriyet geldi”  diye bayram eden, kotuledikleri donemin cok kotu bir taklidinden oteye gecmeyen cevrelerdir.
Yani 

siyasi, sosyal ve demokratik her turlu reformu engelleyen, sadece kisisel menfaatlerini dusunen, cag disi kalmis materyalist dusuncelerini israrla devam ettiren, universiteleri, iscileri ve memurlari milli menfaatlerin aleyhine orgutleyen, hukumetlere is yaptirmamak icin lazim olan hukuksal fetvalari almayi aliskanlik haline getiren ve bu fetvalari cok rahatlikla verebilecek hukukculari yetistiren cevrelerdir.

Latif UNAL/Nisan 2008

Yazı kategorisi: DENEMELER | Yorum Yok »