Yazan: Latif UNAL
Gunlerden bir gun Nasreddin Hoca bir caviz agacinin govdesine sirtini dayayip, onundeki kabak tarlasina dogru bakarak otururken, derin dusuncelere dalar ve ilahi hikmeti sorgulayarak, kendi kendine soyle mirildanir:“
Ya Rabbi; bu koskocaman agacta, kucuk kucuk cevizler, ama tarladaki o zayif yapraklar arasinda koskocaman kabaklari yaratmissin.
Bu biraz bana zatinin hikmetine ters geldi. Tam tersi olmali degilmiydi”
Nasreddin Hoca bu dusunceler icerisindeyken, biraz sonra dalindan kopan bir ceviz kafasina duser.
Nasreddin Hoca, tekrar kendi kendine mirildanir:
“Sozumu geri aliyorum Ya Rabbi! Sen herseyi yerli yerinde ve hikmetle yaratmissin.
Simdi bu agactan basima dusen sey, ceviz yerine kabak olsaydi, ne olurdu benim halim”
Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »
Yazan: Latif UNAL
Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.
Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu.
Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.
Hemen bir not yazdı, yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.
Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu.
Aksam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe basında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki. İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti.
Karnını ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu.
Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titresen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu.
Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu.
Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı.
Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.
Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir TEBESSÜM’un sonucuydu.
Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »
Yazan: Latif UNAL
Birgün temel arabasıyla yola çıkmış.
Epey yol aldiktan sonra “yavasla 100 km” diye bir tabela görmüş.
180 ile giden temel hızını 100 e düşürmüş.
Biraz daha gitmiş “yavaşla 75 km” yazıyomuş, Temel hızını 75’e düşürmüş.
Biraz daha gitmiş “yavaşla 10 km” yazıyomuş. Temel iyice yavaşlamış.
Biraz daha gittikten sonra “yavaşla 2 km” yazıyomuş.
Temel arabasıyla yavaş yavaş gitmeye başlamış ve sonunda karsisina su levha cikinca sok olmus:
YAVAŞLA’YA HOŞGELDİNİZ …
Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »
Yazan: Latif UNAL
Vaktiyle iyi yurekli, halim selim, biraz yaslica bir adam bir berbere giderek kendisini tras etmesini ve saclarini sifir numara ile kazimasini ister.
Berber adamin saclarinin yarisini kaziyip, diger tarafa tam usturayi vuracakken, uzun boylu, iri kiyim, yagiz ve bickin bir kabadayi iceri girer.
Dogruca tras olan adamin yanina giderek, basinin kazinmis kismina okkali bir tokat atar ve;
“Kalk bakalim kabak, kalk da tirasimizi olalim!” diye bagirir.
Adam hic sesini cikarmadan usulca kalkar yerinden.
Berber de korktugu icin sesini cikartamaz.
Kabadayi, adamin kalktigi koltuga oturur, berber trasa baslar.
Tras sirasinda da kabadayi devamli olarak adami asagilayip, alay etmeye devam eder;
“Kabak asagi, kabak yukari…..”
Tras biter, kabadayi dukkandan cikar.
Henuz birkac metre gitmistir ki, frenleri patlamis bir araba, yokustan asagi hizla uzerine gelerek kabadayiya carpar.
Kabadayi orada yigilir kalir. Olmustur.
Gorenler cigligi basarlar. Berber ise saskindir.
Bir bu kotu manzaraya, bir de saclarini kazidigi iyi yurekli musteriye bakar ve hafifce sorar:
- Bu ceza biraz agir olmadi mi beyefendi??..
Adam uzuntulu ve dusunceli bir sekilde cevap verir:
- Vallahi ona asla gucenmedim, hatta hakkimi da helal etmistim…
Fakat gel gor ki bu kabagin, yani bu basin da bir sahibi var. “O” gucenmis olmali!..
Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »
Yazan: Latif UNAL
Bir akıl hastahanesini ziyareti sırasında adam doktora sorar:
Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Doktor: Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan ve bir kova.
Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Mesela siz ne yapardınız?
Adam: Ooooo! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova, kaşık ve fincandan büyük.
‘Hayır’, der doktor.
Normal bir insan küvetin tıpasını çeker!
Fikradan Cikarilan Ders :
Akil, sadece bize sunulanlar dışında baska çözüm yollari bulmaktır.
Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »
Yazan: Latif UNAL
Harun Reşit, kendisini sık sık ikaz eden Behlül Dânâ Hazretlerine:
- Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi bacağından asılır.
Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış.
Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar.
Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül.
Halife, kendisini sıkıştırdığında:
“Gördüğünüz gibi, her koyun kendi bacağından asılır, fakat etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder” efendim demis.
Fikradan Cikarilan Ders:
Agriyan bir dis butun vucudu rahatsiz ettigi gibi; bir toplumda bulunan en kucuk bir problem herkesi rahatsiz eder.
Insanlar bencillik icinde “ates dustugu yeri yakar ” dememeli, Cunku kor gibi yanan acilar, heryeri yakar.
Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »
Yazan: Latif UNAL
Harun Reşit’in vezirlerinden biri, Behlül Dânâ’ya latife yollu takılarak:
“Müjde sana ey Behlül, Sultanımız seni, domuzlarla maymunlara çoban tayin etti” dediğinde,
Behlül şu cevabı vermiş:
Öyle ise kulaklarını aç da emirlerimi yerine getirmeye hazırlan.
Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »
Yazan: Latif UNAL
Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Veterinerlik Fakultesi Mezunu Mehmet Âkif’i küçük düşürmek icin;
“Affedersiniz, siz baytar mısınız?” diye sormus.
Mehmet Âkif, hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »
Yazan: Latif UNAL
ABD’de adam ayakkabi magazasina gider.
Kapida kendisini karsilayan gorevli “nasil bir ayakkabi istiyorsunuz, bagciklimi, bagciksizmi?’ diye sorar.
Adam “ bagciksiz” der.
Gorevli “o zaman suradan buyurun” diyerek, baska bir kapiyi gosterir.
Adam o kapidan girince kendisini karsilayan bir gorevli “nasil bir ayakkabi istiyorsunuz, derimi, ruganmi?” diye sorar.
Adam “rugan” deyince, gorevli “o zaman suradan buyurun” diyerek bir diger kapiyi gosterir.
Adam o kapidan girince orada kendisini karsilayan gorevli “nasil bir ayakkabi istiyorsunuz, sivri burunmu, kut burunmu?” diye sorar.
Adam “kut” burun deyince, gorevli baska bir kapiyi daha gosterir ve adam o kapidan girince magazanin disina ciktigini farkeder.
Tekrar on kapiya gelerek iceri girer ve karsilastigi ilk gorevliye
“ben ayakkabi almak icin girdim ama, kapilardan gecerek disari ciktim, ayakkabimi alamadim” deyince; gorevli
“beyefendi ayakkabiyi birakinda, sistem nasildi sistem” diye cevap verir.
Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »
Yazan: Latif UNAL
Bir Disisleri Bakanimiz, Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturunca, bürokratları çağırmış ve “Bana, ülkelerin dış politika anlayışları hakkında bir rapor hazırlayın” demiş.
Iki gün sonra bir dosya getirmişler önüne. Bakmış, içinde tek bir yaprak ve üzerinde 10-15 satır yazı.
Şaşırmış önce ve “Bu ne?” der gibi dudaklarını büzmüş, sonra okumuş.
Rapor’da soyle yaziyormus:
“BELCIKA’nin Bruksel şehrinde,farklı ülkelerden gelen bir turist grubu, bir dinlenme yerine giderek buz gibi kola ısmarlamışlar.
Kolalar gelince bardaklarında birer karasinek olduğunu fark etmişler.
İNGİLİZ, başka bir bardakta yeni bir kola istemiş.
İSVEÇLİ,aynı bardakta yeni bir kola istemiş.
FİNLANDİYALI,sineği bardaktan çıkardıktan sonra kolayı içmiş.
RUS, kolayı sinekle birlikte içmiş.
ÇİNLİ,sineği yemiş, kolayı içmemiş.
YAHUDİ, sineği yakalayıp Çinli’ye satmış.
JAPON, değerlendirilmek üzere, sineği Tokyo’ya göndermiş.
YUNANLI, kolanın yarısını içtikten sonra itiraz ederek yeni bir kola istemiş.
NORVEÇLİ, kolayı içtikten sonra bardaktaki sineği balık yemi olarak kullanmış.
İRLANDALI, sineği ezip kolayla karıştırmış ve İngiliz’e içirmiş.
AMERİKALI, 5 milyon dolarlık tazminat davası açmış.
BELCIKA hükümeti, özür dileyerek, 10 milyon dolar tazminat ödemiş.”
Bakan, bıyık altından gülerek, rapordan hoşlandığını belirtmiş ve “İyi, güzel de, bu turist grubunun içinde bizden biri yok muymuş?” diye sormadan edememiş.
“Varmış efendim” diye cevaplandırmıs burokratlar.
Bakan devam etmiş, “Peki, o zaman, O ne yapmış?”
Bürokratlar birbirinin yüzlerine bakmışlar. İçlerinde en tecrübeli olanı, bir adım öne çıkıp,
“TÜRK tarafi olarak olayı şiddetle kiniyor ve gelismeleri cok yakinda takip ediyoruz” demisler efendim .
Yazı kategorisi: NUKTELI FIKRALAR | Yorum Yok »