DAUSSILA

TEK GOZUMU VERDIM

Yazan: Latif UNAL

Bir anne ile çocuğu varmiş.
Annenin tek gözü kördür,
Cocuğu annenin bu halinden şikayetcidir, annesini bu yüzden sevmez cocuk.
Birgün okuluna aç giden oğlu için anne yemek götürür.
Fakat hiç beklemediği birşeyle karşilaşir;
Cocuk, anneyi gördüğü zaman arkadaşlarina mahçup düşmemek için kaçmaya başlar.
Bunu gören anne üzülüp yinede çocuğuna doğru ilerler. yanina geldiğinde,çocuk anneyi arkadaşlarinin yaninda tanimamazliktan gelir.
Anne üzülerek eve doğru döner.
Akşam eve gelen çocuk yaptiği yetmezmiş gibi annesine; “beni arkadaşlarimin yaninda küçük düşürüyorsun, gelme birdaha okula senin bir gözün yok, senden korkuyorlar” demiş ve odasina çekilmiş.
Anne her geçen gün biraz daha üzülür ama yinede çocuğunu severdi.
Cocuk, büyür, okur, iş sahibi olur ve evlenip Almanyaya gider.
Uzun zamandir çocuğundan haber alamayan anne, onun arkasindan Almanyaya gider.
Eve gelip kapiyi çaldiğinda kapiyi torunu açar ve korkarak kaçmaya başlar gözünün körlüğünden dolayi,
Babasinin yanina gelerek; “kapida bir gözü kör dilenci var” der.
Kapiya gelen oğlu; annesine; “neden geldin buraya, çocuklarimi korkutuyorsun” diyerek kapiyi yüzüne çarpar.
Anne üzülerek tekrar eve döner.
Uzun zaman geçtikten sonra çocuk annesini görmek için Türkiyeye geri döner fakat annesinin öldüğünü öğrenir.
Bunada üzülmeyen çocuğu “iyiki ölmüş, kurtulduk” diyerek sevinir.
Eve giren çocuk yatak odasinda bir mektupla karşilaşir.
Mektupta; “canim oğlum ben seni arkadaşlarinin yaninda küçük düşürdüm, korkuttum ama bilmiyorsunki sen doğduğunda tek gözün yoktu ve ben senin için tek gözümü feda ettim…….”

Yazı kategorisi: Anne-Baba ve Cocuk Iliskileri | Yorum Yok »

SORMA KALBIM

Yazan: Latif UNAL

Yazı kategorisi: Videolar | Yorum Yok »

IKI MEDENIYET

Yazan: Latif UNAL

Aydinlarin genellikle dustugu hatalardan birisi, Islam Medeniyeti ile Bati Medeniyetini karsilastirmak, her iki medeniyetin birbirinden ustun olan taraflarini bulmaya calismaktir.

Halbuki yapilmasi gereken husus, hangi medeniyetin ustun oldugunu bulmaya calismak yerine, her iki medeniyetin kendine has ozelliklerini ortaya koymaktir.

Meseleye bu acidan baktigimizda, Bati medeniyetinin bir “bilim” medeniyeti, Islam Medeniyetinin de  bir “sanat, etik ve estetik” medeniyeti oldugunu goruruz.

Cunku dunya ve esya karsisinda Bati medeniyeti, “Bu nedir?” diye, Islam medeniyeti ise; “Bu benim ne isime yarar?” diye sorar.

Dolayisiyle Bati Medeniyeti bilimde cok ileri giderken, Islam Medeniyeti de sanat, etik ve estetik yonunden cok ileri gitmistir.

Bati dunyasi bugun Ibn-i Arabiyi, Farabiyi, Ibn-i Haldun’u, Ibn-i Rusd’u ve Mevlana’yi asabilmis degildir.
Estetik acidan Mimaride, Hat Sanatinda, Siirde Islam Dunyasinin ulastigi noktaya Bati Dunyasi bugun ulasamamistir.

Cumhuriyet doneminde aydinlarimiz bu tarihi birikimi terkedip tamamiyle Bati’ya yonelince, ne bu gelenek devam ettirilebildi, ne de Bati Dunyasindaki bir Kant ve Hegel yetistirilebildi.

Hilmi YAVUZ 

Yazı kategorisi: Fikir Meydanı | Yorum Yok »

ALDIM BASIMI GIDIYORUM

Yazan: Latif UNAL

Yazı kategorisi: Videolar | Yorum Yok »

CENNETI KAZANDIRAN ASK

Yazan: Latif UNAL

Vaktiyle Kütahya’da, Germiyan ilinde yakışıklı, gayretli ibadete düşkün bir genç yaşardı.
Herkesin parmakla gösterdiği Yusuf gibi bir civan idi.
Bir gün pazara giderken evlerin pencerelerinden birinde bir kız gördü ve aşkına düştü.
Aklı başından gitti.
Kız da onu görmüş, o da tutulmuştu.
Sonra genç birilerini göndererek kıza talip oldu.
Neyse ki kızın babası aklından onu başkasına nişanlamıştı ve delikanlının teklifini reddetti.
İki genç arasındaki aşk elemi dayanılmaz hale gelince kız haber gönderdi.
”Beni çok sevdiğini öğrendim. Benim de sana olan arzum var. İstersen seni ziyaret edeyim, yahut senin evime gelmeni kolaylaştırayım, sen gel”
Genç bu haberi getiren aracıya açık konuştu:
”Bunlardan hiçbiri olmayacak. Eğer ben Allah’a asi olursam büyük günün azabından korkarım.”
Aracı kıza gelip bu haberi verince kız:
’Teklifim açık olduğu halde onu Allah’tan korkarken buldum. Kulluğuna gıptalar olsun.
İffet ve fazilet herkes icin müşterektir ve madem Allah’ın emri herkesedir, o halde bana yazıklar olsun!’ dedi ve o günden sonra kendini ibadete verdi, dünya ile bağını kesti.
Kesemediği tek bağ, o delikanlıya olan aşkıydı.
Bu uğurda erdikçe erdi, dert üstüne dert çekti. Sonunda bu yüzden can verdi.
Genç, onun öldüğünü duyunca yıkıldı, perişan oldu. Mezarına gelip ağlar, onun için dua eder, yanar yakılırdı.
Yine bir gün kabri başındayken onu uyku bastı. Rüyasında sevgilisini  pek güzel giysiler içinde gördü ve ay gibi parlıyordu.
Sordu: Nasılsın benden sonra neyle karşılaştın?
Ey arzum! Senin sevgin ne güzel sevgiydi, beni hayra ve güzelliğe götürdü.
Nasıl bir güzellik?
Cennet ey sevgili, hiç bitip tükenmeyen nimetler içinde sonsuz bir cennet…
Genc: Beni orada hatırla. Çünki ben seni hiç unutmuyorum.
Vallahi bende unutmuyorum.
Seni ne vakit göreceğim ey sevgili?
Yakında bize gelecek ve beni göreceksin.
O genç, rüyasından sonra yalnızca yedi gece yaşayıp öldü.

Iskender PALA

Yazı kategorisi: Hayatin Icinden | Yorum Yok »

FIDANLAR ve GERCEK SEVGI

Yazan: Latif UNAL

Bir gün bir bahçıvan iki küçük fidan diker yan yana, birbirine çok benzeyen iki fidan.
Fidanlar gün geçtikçe birbirine yakınlaşır ve kökleri bile birleşmeye başlar..
Bahçıvan özenle bakar onlara iki küçük evlat gibi…
Fidanlarda çok sever birbirini..

Ne de olsa çok benzemektedirler ve onları birbirlerinden daha iyi kimse anlayamaz…
Gitgide büyürler..büyüdükçe daha çok benzediklerini fark ederler…
Bahçıvan bir sabah onları sulamaya gittiğinde çok güzel bir manzara ile karşılaşır…
Fidanları artık yeteri kadar büyümüştür ve ilk meyveleri yeşermeye başlamıştır…

En az kendileri kadar meyveleri de benzemektedir birbirine…

Buna fidanlar da çok sevinirler..ne de olsa ilk meyvelerini vereceklerdir..

Bahçıvan onlara gerekli emeği ve özeni göstermiş.büyümeleri için elinden geleni yapmıştır..

Ve işte onlar da şimdi bunun karşılığında meyveye durmuş olmanın ve emeklerin boşa gitmemiş olmasının mutluluğunu yaşarlar…

Meyveler gitgide irileşmeye başlar..

Bir sabah güneşin ışıkları ile birlikte görürler ki meyveleri kıpkırmızı olmuş..

Oyle mutlu olurlar ki…bu sevinçle birbirlerine sıkı sıkı sarılır küçük fidanlar….

Işte o anda olan olur..hayalleri yıkılır birden..mutlulukları kaybolur gider…

Kendilerince acı bir gerçeği fark etmişlerdir artık…

Küçük fidanlar sarıldıklarında birbirlerinin tadını fark ederler…

Biri tatlıdır…diğeri ise ekşi…Biri vişne diğeri ise kiraz…

Cok üzülür fidanlar..olmaz böyle! der biri..Sen tatlı, ben ekşi olmaz! Sen de ekşi olmalısın…

Yok der.. diğeri ..sen tatlı ol…derken bir kavga başlar..

Ayrılmak isterler başaramazlar…Oyle sıkı sıkıya sarılmıştır ki kökleri..uzaklaşamazlar birbirlerinden …

Artık hiçbirşey güzel değildir eskisi gibi..

Oysa tatlarını hissetmeden önce ne kadar mutluydular…

Onlar uzaklaşmaya çalıştıkça daha da sarılır kökleri…

Onlar ayrılmaya çalıştıkça daha beter bağlanırlar….

Ve bir gün gene böyle isyanda iken fidanlar..koparmaya çalışırlar köklerini birbirlerinden.
Tekrar..tekrar ..denerler….Işte o an bir çatırdı duyulur toprağın altından…

Ve bir anda gökyüzü kararır ..fırtınalar kopar..onların bu kavgası gökyüzünü kızdırmıştır…

Cıkan fırtına ile beraber fidanlar sarsılırlar…

Once meyveleri ,sonra da yaprakları dökülmeye başlar…

Fırtına dindiğinde ne yaprakları vardır artık…ne de meyveleri…

Fidanlar hatalarını anlarlar anlamasına..lakin artık çok geçtir…

Anlarlar ki mesele değişmekte yahut değiştirmekte değil…

Sevgi böyle olamaz….olmamalı derler…

Sevdiğinde onu her hali ile kabul etmeli..acısıyla,tatlısıyla, ekşisiyle sevmeli…..

Işte o zaman güzeldir hayatın tadı.

Ve işte o zaman gerçektir sevgi….

FANCY

Yazı kategorisi: Hayatin Icinden | Yorum Yok »

KARTAL’IN YENIDEN DOGUSU

Yazan: Latif UNAL

Kartallar, neredeyse yetmiş yıla yakın bir ömrü olan canlılardır.
Biz onları hep gökyüzünde gururla uçuşuyla, tek başına, korkusuzca yaşabilmesiyle ve o muhteşem kanatları, keskin gagası ve neredeyse bir kuzuyu bile kavrayıp kaldırabilen pençeleriyle biliriz.
Meğer insanlara ibret olabilecek, muazzam bir varoluş savaşı varmış kartalların.
Evet kartal, yetmişine kadar yaşarmış ama bu yaşa ulaşmak için kırk yaşındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorunda kalırmış.
Kartalın yaşı kırka dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle beslenmesini sağlayan avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelirmiş.
Gagası uzunlaşıp göğsüne doğru kıvrılır, kanatları yaşlanıp ağırlaşır ve tüyleri kartlaşıp kalınlaşrmış.
Bu durumda kartalın hem uçması hem de avlanması imkansız hale gelirmiş.
İşte, hikayenin önemli kısmı bundan sonra başlıyor.
Artık kartalın iki seçimden birisini yapması gerekir.
Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini…
Bu yeniden doğuş süreci yüz elli gün kadar sürecektir.
Bu yönde karar verirse, kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kayanın kovuğunda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yani yeni yuvasında kalır.
Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.
En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler.
Gagası çıktıktan sonra bu yeni gagayla pençelerini yerinden söker, çıkarır.
Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.
Beş ay sonra kartal, kendisine yirmi veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur “yeniden Doğuş” uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
Kendi yaşantımızda sık sık yeniden doğuş süreçleri yaşarız, yaşamak zorunda da kalabiliriz.
Bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız.
Zordur alışkanlıklardan vazgeçmek, kimi bağımlılık haline gelmiş, esiri olmuş duygularımızdan kurtulmak.
Sonumuzu hazırlasalar bile, cesaret gösterip bunlardan kurtulmayı göze alamayız nedense…
Oysa ki Allah`ın kudretinin en büyük kanıtı kâinattır.Allah`ın kudreti sınırsızdır.

DURUSAH

Yazı kategorisi: Genel Kültür | Yorum Yok »

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN!

Yazan: Latif UNAL

Arabasına atlamış evine doğru yol alıyordu. Yogun iş temposu kendisini bir hayli yormuştu.
Şimdi tek düşüncesi vardı;
Bayram dolayısıyla aldığı hediyeleri evine ulaştırmak, dört gözle yolunu bekleyen çocuklarını sevindirmek…
Aksam is cikis saati oldugu için yollar kalabalık, trafik sıkışıktı.
Günün yoğun geçmesinden dolayı diğer günlere kıyasla daha fazla acıkmış ve yorulmustu.
Bu halsizlik başının dönmesine sebep oluyordu:
“Bir kaza olmadan, sağ salim eve ulaşırım inşallah!” diye dua ediyordu.
İşte bu anda anîden yanan kırmızı ışığı görünce geçip geçmemekte kararsız kaldı.
Önündeki araba durunca oda frene bastı, ama biraz geç kalmıştı. Tekerlekleri kayan araba öndeki araca hafifçe çarptı.
Onemli bir kaza olmadığı için şükür ediyordu ki gözlerine inanamadı;
Çarptığı aracın iri yarı şoförü hızla kapıyı açmış, elinde koca bir baseball sopasıyla öfkeli öfkeli kendisine doğru geliyordu.
“Gelişinden belli, kesin dövecek” diye düşündü.
Karşılık mı verseydi acaba? “Hayır! Bu hiçbir işe yaramaz” dedi kendi kendine, “Adam dev gibi, elimi kaldırmaya fırsat vermeden beni mahveder” diyordu.
Ne yapmalıydı Allah’ım! İşte adam iyice yaklaşmıştı.
Belki de az sonra kendini kaybedecek, gözlerini hastanede açacaktı.
Adam varmıştı işte kapıya. Sağ eliyle sopayı sıkıyor sol eliyle de kapıyı açıyordu.
Hemen adamı yatıştıracak bir şeyler söylemeliydi.
Daha adam kapıyı açar açmaz, konusmasına bile fırsat vermeden, zoraki bir tebessümle sağ elini adama doğru uzatıp;
“bayramınız kutlu olsun,size bir şey olmadı inşallah?” dedi.
Adam kendisine uzanan bu dost eli karşısında kısa bir şok geçirdi.
Az önce avına saldırmak için bekleyen aslanın hırçın bakışlarını andıran bu gözlerde şimdi mahcubiyet okunuyordu.
Adam ayni zamanda sopayı saklamaya çalışiyordu..
Hala korkudan titreyen ellerini onun omzuna koyup; “size bir şey olmadıysa endişelenmeye gerek yok. Cana gelecek olan mala gelsin. Öyle değil mi?” dedi.
Adam söyleyecek söz bulamıyordu. Ağzından dökülen iki üç cümleyle ancak şunları diyebildi:
Sizinde bayramınız kutlu olsun efendim. Bizde de, arabalarımızda da önemli bir hasar yok.
Hadi! Evimize geç kalmayalım. Size uğurlar olsun…

Ahmet OLCER 

Yazı kategorisi: Dialog ve Olumlu Yaklasim | Yorum Yok »

DURUSTLUK MUTLULUKTUR

Yazan: Latif UNAL

Sözlüklerde “ahlaki ve etik kaidelere bağlılık, sağlam ahlaki karakter, sözünde ve davranışlarında doğruluktan ayrılmamak” şeklinde tanımlanan dürüstlük, huzurun ve kendiyle barışık olmanın, kısacası mutluluğun bir gereğidir.

Dürüstlüğün, etkili ve saygın olmayı arzu eden herkes için vazgeçilmez bir önemi vardır.

Bu itibarla bir kişinin itibarlı ve saygın oluşu dürüst olduğunu göstermez. Bu ikisi farklı şeylerdir.
Durust kisiler dürüstlükten taviz vermezler ve hiçbir şey onları satın alamaz.
Dürüst olabilmek en başta kendimize karşı dürüstlükle başlar. Böyle olunca başkalarına da tam anlamıyla dürüst olunabilir.
Dürüstlük, iki yüzlü olmamak, yani kisinin kendisi için bir yüzu, başkaları için başka bir yüzu olmamasi demektir.
Dürüst kişiler yalan söylemeyi gerçeklerin çarpıtılması olarak gördükleri için aldatıcı tavırlar içine girmezler.
Durust kisiler başkalarını korumak amacıyla olayları çarpıtmayı da reddederler.
Herkesin muhakkak kusurları olacaktır. Ancak insanlara karşı açık olup zaaflarını kabul eden durust insanlarin samimiyeti ve dürüstlüğü takdir edilecektir. Böylece insanlar, böyle kişilerle daha rahat ilişki kuracaklardır.
Dürüst olanlar verdikleri sözleri yerine getirirler. Yapamayacakları vaatlerde bulunmazlar. Bir şeyi yapacaklarını söylediklerinde bunun için uğraşırlar.
Durust kisiler başka insanların başarılı olmasına yardımcı olurlar, onların yollarını açarlar. Başkalarına destek verdiklerini de açıkça söylerler.
Durust kisiler başkalarına kendilerinden ve zamanlarından bir şeyler vererek ilgilenirler, “Insanların en hayırlısı başkalarına faydalı olanlardır” prensibini rehber edinirler.
Onlar alıcı olmaktan çok vericidirler.
Durust kisiler küçük şeyleri önemserler. Küçük ayrıntıda doğru davranırlarsa ahlaki ve etik olarak da doğru yolda olacaklarını bilirler.
Durust kisiler kendilerine yapılmasını istemedikleri bir şeyin başkasına yapılmasını istemedikleri gibi engel de olurlar.
Dürüstlük insana neler kazandirir:
Dürüstlük en iyi dostumuzdur, en sadık arkadaşımızdır.
Yalnız kaldığımızda, kendimizi dinlediğimizde içimizi huzurla doldurur.
Aynı zamanda başkalarının bize güvenmesine imkan tanır.
Güven ise kişisel ve mesleki ilişkilerin iyi olmasında en önemli faktördür.
Dürüstlüğün, aynı zamanda mutluluğun ve kendimizle barışık olmanın anahtarıdir.

DOÇ. DR. Sefa SAYGILI

Yazı kategorisi: Durustluk ve Yalan | Yorum Yok »

NEHIR ve GUNLER

Yazan: Latif UNAL

Nehir bize aglayan bir gozyasi ve bir busedir,
Ve gumus pullu baliklar yasar koynunda.

Yanan yuzumuzu nehirle serinletir

Ve akip giden kardes sularinda yikaniriz.

Gunler ise nehir gibi akmiyor, birer birer geciyor onumuzden.

Ve cehrelerinde kamcidan bir istihza ve bakislarinda birer hancer var.
Kimi suratimiza tukuruyor ve kimi tokatliyor bizi.

Biz ise; hayata zincirliyiz kollarimizdan ve zaaflarimizdan

Ve kim cozecek ellerimizi Rabbim? Kim cozecek?

Onun icin korkuyorum gunlerden, korkuyorum.

Ve ucsuz bucaksiz bir ucurum, soylediklerini anlamiyorum.

Gunler birer kelebek gibi belki ve ellerine konmuyorlar bilesin!

Ve tutunca tozlasan o kelebekleri hatira defterine gozyaslarinla igneleyesin!

Belki de gunler birer kus gibi,

Oyleyse neden omuzlarina konmuyor ve neden kanatlari alnina dokunmuyor?

Veya gunler bir ruzgar ve bir sam yeli,
Sen ise bir col ve kumdan bir tepecik,

Ve esen ruzgarla parcalari kopan corcopten yapilmis bir evcik.

Eger birer agac gibi meyve vermesini istiyorsan gunlerin

O zaman saclarindan yakalayacak ve gozlerinin icine bakacaksin.


Cemil MERIC

Yazı kategorisi: Hayatin Icinden | Yorum Yok »